|
|
HİZMETLERİMİZ
GUATR
Guatr : Belirtiler, Teşhis, Tedavi
Guatr nedir?
Boyun ön kısımda bulunan tiroid (kalkan)
bezinin iltihap ve kanser dışındaki bir sebeble büyümesine guatr
denir.
Tiroid bezinin görevi nedir?
Tiroid bezi boynumuzun ön kısmında yerleşik,
iki parçalı, küçük bir içsalgı bezidir. Salgıladığı hormon ile
vücudumuzun çalışma hızını belirler. Ürettiği hormon azalırsa
vücudumuzun çalışma hızı düşer, fazla hormon salgılarsa
vücudumuzun çalışma hızı artar.
Guatr nasıl bir hastalıktır? ‘Ben guatr
hastasıyım’ denilince ne anlamak gerekir?
Guatr tek bir hastalık değildir. Belirtileri
ve tedavileri birbirinden farklı hastalıklar grubudur. Bu
sebeble guatr hastasıyım demek, biz hekimler için yetersiz bir
tanımlamadır. Tiroid bezinin iltihaplarını ve kanserlerini bir
kenara bırakırsak, guatr hastalıklarını üç ana gruba
ayırabiliriz. Bu gruplar da kendi içinde alt gruplara ayrılır.
Bunlar:
1. Tiroid bezinin az hormon salgıladığı
durumlar; hipotiroidi hastalığı. Daha çok iç hastalıkları veya
endokrinoloji uzmanlarının tedavi ettiği hastalıklardır. Bezin
salgıladığı hormon yetersiz olduğu için vücudun hızı yavaşlar,
hareketler ağırlaşır, duygular küntleşir. Bu hastalara gereken
hormon ilaç şeklinde verilerek tedavi edilir.
2 . Hormon dengesizliği olmayan guatr
hastaları. Bu grupta üç çeşit guatr bulunur. Birincisi tiroid
bezinin dengeli şekilde tamamının büyüdüğü (diffüz guatr);
ikincisi, tiroid bezinde tek bir yumrunun (nodül) olduğu (soliter
tiroid nodülü) ve üçüncüsü tiroidde çok sayıda yumrunun olduğu (multinodüler
guatr) hastalıklar.
3 . Tiroidin fazla hormon salgıladığı
hastalıklar. Bu gruba zehirli guatr da denilir. Vücutta fazla
tiroid hormonu bulunması sebebiyle vücudun çalışma hızı
artmıştır. Ellerde titreme, kalp çarpıntısı görülür. Bu grupta
da üç tip guatr vardır. Birincisi bezin tamamının büyüdüğü (Basedow
Hastalığı), ikincisi fazla hormon salgılayan tek bir yumrunun
olduğu (Toksik Adenom), üçüncüsü irili ufaklı çok sayıda
yumrunun olduğu (Plummer Hastalığı) hastalıklar.
Hastalığın belirtileri nelerdir?
Yukarıda saydığımız hastalık çeşitlerine göre
guatr hastasının şikayetleri de değişir. Hormonların fazla
üretildiği (zehirli guatr) tiplerde, ellerde titreme-terleme,
kalp çarpıntısı, sinirlilik, gözlerin yuvalarından taşması,
ishal, iştah artması ama kilo alamama, adet düzensizlikleri
görülür. Hormonların az üretildiği durumlarda ise hareketlerde
ve duygularda yavaşlama, ellerde kuruma, saçlarda
kuruma-dökülme, adet düzensizlikleri görülür. Hormonal
dengesizliğin olmadığı tiplerde sadece tiroid bezinde büyüme
veya nodül oluşumu . Bu hastalıkların hepsinde tiroid bezi
büyüyebilir, nodül oluşabilir.
İç/dış guatr, dişi/erkek guatr, zehirli
guatr nedir?
Tıbbi olarak böyle bir sınıflama olmamasına
rağmen hastalara durumunu açıklarken kullanılan terimlerdir.
Tiroid bezinin büyümediği, muayenesinin normal olduğu, sadece
hormon dengesizliği olduğu durumda guatr hastalığı iç guatr
olarak açıklanmış olabilir. Fazla hormon salgılayan guatr
hastalığını “zehirli” guatr olarak adlandırıyoruz. Ameliyat
sonrası nüks eden guatr hastalığını açıklamak için de “dişi
guatr” terimi kullanılmış. Yine de bu terimler tıbbi bir ayırımı
ifade etmezler.
Guatr hastalıklarının iyot ile ilgisi
nedir? İyot alsak hastalığı engeller miyiz?
Tiroid bezi İyot elementini kullanarak hormon
üretir. Bu elementin eksik olduğu yerlerde guatr çok görülür.
İyot eksikliğinin giderilmesiyle guatr hastalığı engellenir.
Guatr hastalığı olduğundan şüphelenen
kişiye hangi testler yapılıyor?
Basitçe kandaki hormon miktarlarını kontrol
etmek ve tiroid bezinin yapısını görmek için ultrason yaptırmak
genellikle teşhiste yeterlidir. Bu iki testten sonra gerekli
görülürse sintigrafi ve iğne biopsisi gibi başka testler de
yapılır.
Guatr hastalıkları teşhis edildikten sonra
nasıl tedavi ediliyor?
Tedavide üç durum söz konusudur.
1.Hormon yetersizliği olan guatr hastalarına
bu hormon ilaç şeklinde verilir.
2.Hormon fazlalığı olan hastalara hormon
yapımını engelleyecek ilaçlar verilir. Hormon seviyesi normale
inince ameliyat veya radyoaktif iyot ile nihaî tedavi yapılır.
3. Hormon dengesizliği olmadığı ama tiroid
bezinde nodüllerin olduğu durumda da genellikle ameliyat
gerekir.
Her guatr hastalığı ameliyat gerektiriyor
mu?
Tiroid bezinin tamamen büyüdüğü ya da içinde
nodüllerin olduğu durumda ameliyat bir tedavi seçeneğidir. Her
guatr hastalığı ameliyat gerektirmez. Bir guatr hastasını
ameliyat etmek için dört sebeb vardır:
1.Boynunda büyümüş guatrın oluşturduğu
estetik problem
2. Büyümüş guatrın ya da nodüllerin yemek
borusunu ve soluk borusunu sıkıştırmalarından kaynaklanan
şikayetler olması
3. Büyümüş guatrın hormon dengesizliği
yapması
4. Guatrda kanser tesbit edilmesi veya kanser
şüphesi
Guatr hastalığında kanser olur mu?
‘Guatr, tiroid bezinin kanser harici
büyümeleridir’ diye tarif etmiştik. Ama bu büyümelerin kanser
olup olmadığı ancak bazı incelemelerden hatta ameliyattan sonra
belli olur. Dolayısıyla bütün guatrlı hastalar düşünüldüğünde
%15 oranında kanser gelişme ihtimali vardır.
Ameliyattan başka tedavi yöntemleri var
mı?
Her guatr ameliyat ile tedavi edilmez.
Yukarıda saydığımız hastalıkların bazı tiplerinde ilaç tedavisi,
bazısında radyoaktif iyot tedavisi (radyasyon ile tiroid bezinin
tahrip edilmesi), bazısında da ameliyat gerekir.
Guatr ameliyatında ne yapılıyor?
Guatrın hastalıkları çeşitli olduğu gibi
ameliyatları da çeşitlidir. Tiroid bezinin iki parçalı olduğunu
belirtmiştik. Ameliyatta bu parçalardan biri tamamen
çıkarılabilir, her iki parçası çıkarılabilir veya her iki
parçasından bir miktar çıkarılabilir. Ne kadar tiroid bezi
çıkarılacağı, yani bu ameliyat seçeneklerinden hangisinin
uygulanacağı hastalığın çeşidine göre planlanır.
Ameliyatta ne gibi riskler var? Ses
telleri zarar görebilir mi?
Guatr ameliyatları günümüzde oldukça güvenle
yapılan ameliyatlardır. Her ameliyatta olduğu gibi guatr
ameliyatında da istenmeyen durumlar olabilir. Bunların en
başında da ses tellerinin zarar görmesi riski vardır. Ancak bu
durum %3-5 (yüz guatr ameliyatından 3 ile 5’inde) oranında
görülür. Ameliyat sahasında kanama ve paratiroid bezlerinin
zarar görmesi (vücut kalsiyum dengesini ayarlayan bezlerin
hasarı) diğer risklerdir.
Ameliyat veya ilaç tedavisi sonrası guatr
tekrar eder mi?
Evet edebilir. Hormon eksikliği ilaçlarla
giderildikten sonra hastalık tekrar edebilir. Bazen nodüller
ilaçlarla geriledikten sonra tekrar büyüyebilirler. Bu durumda
hasta tekrar değerlendirmeye ve tedaviye alınır.
Ameliyat edildikten sonra da guatr tekrar
edebilir. Özellikle çok sayıda nodülü olan guatr hastalığında
geride bırakılan tiroid dokusunda da nodül kalmışsa zamanla bu
nodüller büyüyüp guatrın tekrar etmesine yol açabilir. Bu
sebeble ilk başta ameliyatı, hastalığa uygun planlamak
önemlidir.
Ameliyat olan hastaların kontrolleri var
mı?
Hastalığının çeşidine göre ameliyat sonrası
hiç ilaç kullanmadan ömür boyu yaşayabileceği gibi, ömrünün geri
kalanında ilaç kullanmak zorunda olan hastalar da vardır. Ancak
bütün guatr hastaları hastalıklarına bağlı olmak üzere belirli
aralıklarla kontrol edilmelidirler ki hem hastalığın tekrarından
korunsunlar hem de oluşabilecek istenmeyen durumlar erkenden
tedavi edilebilsin.
HORLAMA
Normal erişkin insanların en az %45’i zaman zaman
horlamaktadır. %25’i sürekli olarak horlamaktadır.
Horlama problemi en sık şişman erkeklerde görülür ve yaşla
birlikte her geçen gün artar.
A.B.D. de 300 den fazla firma horlamaya karşı cihaz
geliştirmiştir. Bazı modeller pijama arkasına tenis topu
yapıştırmak gibi eski bir modelin modifikasyonlarıdır (Sırt üstü
yatarken horlama daha çok artar.). Çene ve boyun askıları,
boyunluklar ve ağız içine yerleştirilen cihazlar hiçbir yarar
sağlamamıştır. Horlama sesi ile çalışıp hastayı uyandıran
elektronik cihazlar bulunmuştur. Bütün bunlar hastanın
horlamadan uyuma alıştırmaları olarak düşünülmüştür. Ancak
maalesef horlama kişinin kontrolünde olmayan bir problem olup
tüm bu cihazlar hastayı sadece uyutmamaya yöneliktir.
HORLAMANIN NEDENİ NEDİR?
Ağız ve burun arkasındaki hava yolunda darlık olduğunda ortaya
çıkan gürültü biçimindeki sese horlama denir. Dilin arkası ve
yumuşak damak ve küçük dilin olduğu kısmın genizle birleştiği
bölge kendiliğinden daralabilen bir bölgedir. Bunlar birbirleri
üstüne geldiğinde solunumla birlikte titreşmekte ve horlama
ortaya çıkmaktadır. Horlayan biri aşağıdaki problemlerden en az
birine sahiptir.
-
Dil ve boğaz kasları gerginliği azalmıştır.
Gevşek kaslar sırt üstü yatınca dilin boğaz arkasına doğru
kaymasına engel olamaz. Bu olay alkol yada ilaç alarak
gevşemiş birinin uykusunda kas kontrolünün kaybolması ile
ortaya çıkar. Bazı insanlarda uykunun derin fazında
gevşemeye bağlı olarak yine horlama görülebilmektedir.
-
Boğazdaki dokuların aşırı büyük olması.
Büyük bademcik ve geniz eti çocuklarda en sık rastlanan
horlama nedenidir. Şişman insanlarda kalın boyun dokusu
sebep olarak gösterilir. Kist ve tümörlerde nadir olarak bu
yolla horlama yapabilmektedir.
-
Yumuşak damak ve küçük dilin aşırı sarkık ve uzun olması
boğaza doğru hava yolunu daraltır.
Hava yoluna sarktığı için bir valv gibi horlamaya neden
olur.
-
Burun tıkanıklığı olan kişi havayı almak için genizde aşırı
vakum yaratır.
Bu vakum boğazda kollabe olabilen dokuları hava yoluna doğru
çeker. Böylelikle burun açık iken horlamayan kişide horlama
görülmeye başlar. Bu durum neden bazı insanların sadece
allerjik dönemlerde veya grip, sinüzit olduğu zamanlarda
horladığını izah etmektedir. Burun deformasyonları bu tip
burun tıkanıklığı nedenleri olarak bilinir. Deviasyon burun
orta bölmesinin yan taraflara taşması olarak tanımlanır.
Burun içi deformasyonları içinde en sık rastlanılanıdır.
HORLAMA CİDDİ BİR SORUN MUDUR?
Sosyal olarak evet! Bu aile yaşamında ciddi bir şekilde tehdit
eder. Horlayan kişi alay konusu olur. Ailenin diğer bireyleri
için uykusuz gecelerin sorumlusu tutulur. Horlayan kişi tatil ve
iş gezilerinde istenilmeyen oda arkadaşı olur. Tıbbi olarak
evet! Kişinin kendine verdiği zarar daha büyüktür. Dinlenilmeden
geçirilen geceler vardır. Aşırı horlayan kişilerde yüksek
tansiyon horlamayan kişilere göre daha sık görülür. Horlamanın
en ağır formu “tıkayıcı tipte horlama hastalığıdır.” “Uyku
apnesi” diye bilinen bu hastalıkta şiddetli horlama nefessiz
kalınan bir dönemle kesilmektedir. Bu sırada solunum tam
durmuştur. 10 saniyenin üzerindeki nefessiz kalma nöbetlerinin
bir saat içinde 7 den fazla görülmesi yaşamı ciddi şekilde
tehdit eder. Bu durumda doktorunuzun size bir uyku merkezinde
inceleme yapılmasını önerecektir. Apneli (nefesin kesilmesi)
hastalarda saatte 30-300 defa tıkanmalara rastlanılmaktadır.
Böylelikle uykuda kan oksijen düzeyi aşırı oranda düşer.
Oksijenin düştüğü bu dönemde kalp kanı daha çok pompalamak
zorundadır. Bir süre sonra kalp ritmi bozulurken, yıllar içinde
yüksek tansiyon ve kalp büyümesi yerleşir. Tıkayıcı tipte
horlama hastalığı olan kişiler uykularının çok az bir kısmında
derin uyku fazına geçebilmektedirler. Derin faz gerçek dinlenme
için tek yoldur. Dinlenmeden geçirilen gecenin gündüzü uykulu,
yorgun ve verimsiz geçecektir. Araba kullanırken yada iş başında
uyuklamalar görülecektir.
HORLAMA TEDAVİ EDİLEBİLİRMİ?
Horlamanın bir çok tipi tedavi edilebilir. Erişkin horlayan
kişiler için aşağıda sıralana önerilere uyulmalıdır.
-
İyi bir adele tonusu kazanmak için sportif bir yaşam biçimi
seçilmeli.
-
Horlayan kişiler uyku ilaçları, sakinleştirici ve
antihistaminik denilen allerji ilaçlarını uykudan önce
almamalı.
-
Uykudan 4 saat önce alkol almaktan sakınmalı.
-
Uykudan 3 saat önce ağır yemekten sakınmalı.
-
Aşırı yorgunluktan sakınmalı.
-
Uykuda sırt üstü yatmak yerine yana yatmak tercih edilmeli.
Eski bir öneri olarak pijama sırtına tenis topu dikmek hala
faydalı bir metot dur. Böylelikle sırt üstü uyumaya engel
olunur.
-
Yatağınızın baş tarafı daha yukarıda olacak şekilde tüm
yatağınız yaklaşık olarak 10 cm bir tarafa doğru çeviriniz.
Bu amaçla yatağınız bir tarafı altına bir tuğla yerleştirmek
amacınıza uygun olacaktır.
-
Evde horlamayan kişilerin sizden önce uykuya geçmeleri için
onlara süre tanıyın.
Her
pozisyonda horlayan kişiler ağır horlayanolarak
isimlendirilir. Bu kişilerin yukarıdaki önerilerden daha fazla
yardıma ihtiyaçları vardır.
Horlama kişi ve ailesi için zararlı hale geldiğinde uzman
doktorunuz ile görüşmeniz uygun olacaktır. Bu özellikle uyku
sırasında nefes alamama problemi olduğunda (Yüksek sesli horlama
nefessiz kalma dönemi ile kesilmektedir.) Doktorunuza baş
vurmanız daha da önem kazanmaktadır. Horlama hastasının burun,
ağız, boğaz ve boynunun detaylı muayenesi yapılmalıdır.
Horlamanın boyutu ve horlayan kişinin sağlığını belirlemek
açısından uyku laboratuarı çalışmaları değerlidir.
Tedavi şüphesiz tanıya dayanır. Bu allerji veya enfeksiyon
tedavisi gibi basit yada bademcik geniz eti veya burun
bozukluklarının cerrahi gerektirir biçimdedir. Horlama -
Nefessiz kalma hareketli dokuların sabitleştirilmesi ve hava
yolunun daha genişletilmesini sağlayan horlama ameliyatlarından
başarılı sonuçlar elde edilmektedir. Buna
uvulopalatofarengoplasti ameliyatı (UPPP) adı verilmektedir.
Hasta için bademcik ameliyatından çok farklı his vermez.
Laser'ın kullanıldığı Laser-assisted uvulopalatoplasti (LAUP)
lokal anestezi ile yapılabilen bir başka ameliyattır. Cerrahinin
çok riskli veya hasta tarafından istenilmediği durumlarda boğaza
basınçlı hava veren maske takarak (CPAP) uyuyabilir. Kronik
olarak horlayan her çocuk KBB uzmanı tarafından detaylı olarak
muayene edilmelidir. Bademcik ve geniz eti ameliyatının gerekli
olduğu durumlarda cerrahi müdahale çocuk sağlığına ve gelişimine
çok önemli yararlar sağlayacaktır.
Unutmayın:
Horlama nefes almanın tehlikeli biçimde kesilmesidir. Horlama
komik değildir, umutsuz hiç değildir.
MİGREN
Migren, tüm dünyada hem kadınlarda hem de erkeklerde görülen,
sık rastlanan ve ağrılı bir hastalık.
Bulantı, kusma, ışığa ve sese aşırı duyarlılık gibi belirtileri
olan bu hastalık, migrenli kişi ve ailesi için genellikle çok
sıkıntı verir. Migren, ataklar sırasında kişinin tüm
faaliyetlerini tamamen durdurabileceği gibi, ataklar arasındaki
dönemde de yaşam kalitesini azaltabilir.
| Migren,
çoğunlukla ataklar halinde gelen bir
baş ağrısı tipidir. Ataklar 4 saatten 72 saate
kadar değişen uzunluklarda olabilir. Kişi ataklar
arasında kendini tamamiyle normal hisseder, ancak bir
sonraki atağın endişesi içindedir. Eskiden "sadece bir
baş ağrısı tipi" olarak görülen migren, artık başlı
başına bir nörolojik hastalık olarak kabul edilmektedir.
Migren ağrısı genellikle orta şiddette ya da şiddetlidir
ve kişinin normal aktivitelerini engelleyebilir, hem
migren yakınması olan kişinin hem de yakınlarının
yaşam kalitesini bozabilir. Baş ağrısı
zonklayıcı ya da nabızla birlikte atan
şekilde hissedilebilir ve başın tek bir yanında
yerleşebilir. Bulantı, kusma, ışığa veya sese
karşı hassasiyet baş ağrısına eşlik edebilir.
Migren kadınlarda erkeklerden daha
sık görülür; kadınlarda %18.6 ve
erkeklerde %6.5 oranında görülmektedir.
Yapılan çalışmalarda bir hekim tarafından tanı
konulmamış olan migren hastası oranının kadın hastalarda
%59'a, erkeklerde ise %70'e ulaştığı gözlenmiştir.
Birçok kişide ağrı ve diğer semptomlar o kadar
şiddetlidir ki, sadece karanlık bir odada yatıp uyumak
isterler. Bu da günlük yaşantıyı aksatır. Oysa ki migren
ilaçla tedavi edilebilir. Günümüzde migreni önleyen ya
da tedavi eden çok sayıda ilaç bulunmaktadır. |
Burada verdiğimiz bilginin
doktorunuz tarafından yapılacak önerilerin
yerine geçmediğini hatırlatmak isteriz. Baş
ağrınız için uyguladığınız tedavide herhangi bir
değişiklik yapmadan önce lütfen doktorunuza
danışın.
Sık olmamakla birlikte baş ağrıları daha ciddi
rahatsızlıkların habercisi olabilir. Aşağıdaki
türden baş ağrıları çekiyorsanız doktorunuza
danışmanız gerekmektedir:
- Baş ağrınız aniden
ortaya çıkıyorsa
- Geçmiyorsa
- Çift görmenize neden
oluyor, halsizliğinizi artırıyor veya duyu
kaybına neden oluyorsa
- 50 yaşından sonra ortaya
çıkmışsa
- Başınıza aldığınız bir
darbe veya kaza sonrası ortaya çıkmışsa
- Boynunuzda sertlik veya
ateş şeklinde kendini gösteriyorsa
- Alışmadığınız bir durum
yaratıyorsa
- Şu ana kadar başınızın
hiç böyle ağrımadığını düşünüyorsanız
Baş ağrılarınız hakkında bilgi edinmek için
Mini Test' imizi çözün.
|
|
GÖZ
HASTALIKLARI
PROSTAT
|
ÜROLOJİ - PROSTAT
Prostat Nasıl bir
Hastalıktır ve Kendini nasıl
belli eder?
Öncelikle prostatı bir
hastalık olarak tanımlamak
yanlıştır. Prostat tüm
erkeklerde anne karnından
itibaren var olan göz,kulak,
karaciğer gibi bir
organımızdır. |
|
Erkekte
meninin sıvı kısmını yapımından
sorumludur.Prostatın bulunduğu konum ve yapısı
itibarı ile ister iltihap, ister kanser isterse
de yaşla beklenen normal büyüme olsun şikayetler
hep benzer şekilde gelişir. Prostat hastalıkları
ile ilgili olarak genellikle karşımıza çıkan
şikayetler arasında, sık idrara çıkma, idrarın
çatal olması, idrar yaparken yanma, idrar
yaptıktan sonra mesaneyi tam boşaltamama hissi,
gece idrara kalkma ve idrar yapamama
sayılabilir.
Prostatın bu sayılan şikayetleri olan hastalarda
hangi tip hastalığın olduğu nasıl anlaşılır?
Biraz önce
bahsettiğimiz gibi prostatta üç
türlü sorun olabilir: büyüme,
iltihap, kanser . Bunların ayırt
edilmesinde Amerikan ve Avrupa
Üroloji Derneklerinin ( AUA_
American Urological Association) (
EAU- European Association of Urology)
de kabul ettiği yapılması mutlaka
gerekli ve yapılması faydalı olan
bazı tetkik ve muayeneler vardır.
Hastaların tümüne, yaşları ne olursa
olsun makattan prostat muayenesi ilk
basamak olarak yapılması gereken
muayene yöntemidir. Burada üroloji
eğitimi sırasında alınan deneyim ile
prostattaki büyümenin özellikleri
doktor tarafından değerlendirilerek
gereksiz testlerden kaçınılabilir.
Bundan sonra tam idrar tahlili ve
PSA ( prostat spesifik antijen ) adı
verilen kan tahlili ile, hastanın
üre ve kreatinin değerlerinin
ölçülmesi gerekir. PSA kan tahlili
kanser için tek belirleyici olmasa
da bizlere kanser taramasında
yardımcı olan önemli bir ön testtir.
Eğer hastanın yaşı 70 in üzerinde
ise ve muayenesi normal ise bu test
de istenmeyebilir.
|
|
Biz ürologlar
muayene sırasında ultrasonografi kullanırız ve
bununla genel olarak prostatın büyüklüğü,
mesanenin kalınlığı, böbreklerde bir tıkanıklık
olup olmadığı ve bunlardan daha önemlisi işeme
sonrasında mesanede belirli oranda idrar kalıp
kalmadığının kontrol edilmesi gerekir. Yine,
hastalar için son derece zahmetsiz olarak, işeme
hızının üroflowmetri adı verilen bir
bilgisayarlı ölçüm sistemi ile ölçülmesi,
prostata bağlı tıkanıklığın derecesi konusunda
bizlere bilgi verir. Ancak hastalığın tipi
konusunda bilgi vermez. Eğer prostata bağlı
tıkanıklık şikayetleri veya kontrol amacı ile
gelen bir erkekte, muayenede bir özellik yok ve
PSA değerleri de kişinin yaşı için normal
değerler arasında ise bu hastalarda normal
prostat büyümesi kabul edilebilir. Ne yazık ki
burada en büyük sorun 50 yaş altında işeme
sorunları olan ve muayenesi ile PSA ölçümleri
normal olan hastalarda ortaya çıkmaktadır. Bu
hastaların şikayetlerinin daha detaylı olarak
incelenmesi gerekebilir. Bu şekilde altta
yatabilen önemli konuların atlanması engellenir.
Muayenesinde,
PSA ölçümlerinde ve / veya her ikisinde birden
bir bozukluk olan hastalarda hangi tip büyümenin
olduğunun ayırt edilmesinde tüm dünyada kabul
edilen altın standart, prostattan özel aletlerle
ultrasonografi eşliğinde biyopsi alınarak
patolojik olarak incelenmesidir. Bu işlemin
deneyimli bir merkez tarafından yapılması
hastalara uygulanacak tedavinin düzenlenmesinde
büyük rol oynar.
Normal Prostat büyümesi (BPH) sı olan hastaların
tedavisine nasıl karar veriyorsunuz?
Normal prostat
büyümesi tüm erkeklerde 50 yaş sonrasında
vücutta meydana gelen hormonal değişiklikler
sonucunda oluşur. İnsan yaşam kalitesini ciddi
olarak etkileyebilecek bir sorundur. Büyüme
sonucu yaşanan sorunlar kişiye özgü olarak
ortaya çıktığından prostat büyümesinin tedavisi
ne sadece doktorun ne de hastanın karar
verebilecekleri bir durumdur. Burada hastaların
şikayetlerinin iyi değerlendirilmesi son derece
önemlidir. Bu konuda tüm dünyada yapılan
çalışmaların bir örneği olarak ülkemizde de
hasta şikayetlerinin daha bilimsel olarak
anlaşılabilir hale gelmesini ve yaşam
kalitesinin ne kadar etkilendiğinin
değerlendirilmesi için standart soru formları
kullanılır. Bunlardan en sık kullanılanı Uluslar
arası Prostat Semptom Skoru (IPSS) dir. Bu test
hasta tarafından doldurulur ve hastalığa bağlı
şikayetlerin derecesini, şeklini doktora sayısal
olarak verir. Elde edilen değerler az, orta veya
şiddetli olarak değerlendirilir. Hastanın yaşı,
birlikte olan diğer hastalıkları, kalp,
tansiyon,şeker hastalığı gibi, hastanın yaşam
şekli ve beklentileri değerlendirilerek tedavi
seçenekleri hastalara iyi ve kötü yanları ile
anlatılır ve doktor-hasta etkileşimi ile
birlikte karar verilir.
Prostat büyümesi olan hastalara ne gibi
tedaviler önerebiliyorsunuz ?
Tıpta en
önemli noktalardan birisi "primum non nocere"
yani "önce zarar verme"dir. Hiçbir tedavi masum
değildir ve herkes için tek bir doğru tedavi
seçeneği yoktur. Bazı insanlar için bir tedavi
seçeneği daha uygunken bazıları için bu doğru
olmayabilir. İlk basamakta hiçbir zaman kolay
kolay ameliyat kararı vermemek gerektiği
kanısındayım. Günümüzde prostata bağlı
tıkanıklıkların tedavisinde son derece etkili
ilaç tedavileri vardır. İnsanlara ameliyat
seçeneğinin yanı sıra bu tedavilerin de
olduğunun ve etkilerinin denenmesi
kanaatindeyim. Tabii ki, ilaç tedavi seçenekleri
yeterli olmadığında prostat ameliyatları gündeme
gelmekte.
Prostat büyümesinin kaç türlü ameliyatı var ?
Prostat
ameliyatlarını iki ana başlık altında toplamak
mümkündür; açık ve kapalı ameliyatlar. Açık
prostat ameliyatları artık günümüzde BPH için
gitgide daha az kullandığımız ameliyat
teknikleridir. Bunun nedeni sonuçta hastada bir
yara yeri olması, sondalı kalma süresinin daha
uzun olması ve yan etkilerinin hasta için daha
fazla olmasından kaynaklanmaktadır. Bu ameliyat
tekniğini daha çok büyük prostatı olan
hastalarda tercih ediyoruz. Halk arasında kapalı
prostat ameliyatları da kendi içinde değişik
şekillerde gerçekleştirilebilmektedir. En başta
tüm dünyada yıllardır kabul edilmiş olan TUR (
transüretral rezeksiyon) ameliyatından bahsetmek
gerekir. Burada hasta anestezi aldıktan sonra
idrar borusundan bir endoskop ile girilerek
tıkanıklık yapan prostat dokusunun kesilerek
küçük parçalar halinde dışarı çıkarılması
gerçekleştirilir. Bu yöntemde hastalar açık
ameliyata göre çok daha erken dönemde sondadan
kurtulurken daha rahat kendini
toparlayabilmektedir. Yine endoskopik olarak
idrar borusundan girilerek yapılan bir başka
teknik ise prostatın buharlaştırılmasıdır.
Burada prostat içerisine odaklanmış yüksek
enerji verilerek çoğunluğu su olan prostat
dokularının buharlaşması sağlanır. Buharlaştırma
ameliyatları 1990 lardan itibaren değişik
aletler ve enerji kaynakları kullanılarak
gerçekleştirilmektedir. Son günlerde yoğun bir
şekilde uyguladığımız green light lazer ile
yapılan prostat ameliyatları da bunlara bir
örnektir.
Green light
lazer, ameliyat sonrası hastanın
yaşam kalitesi için büyük artıları
olan bir yöntem olması yanı sıra,
kalp, tansiyon vs, gibi normal
prostat ameliyatı riskli olan
anestezi alamayan hastalara da lokal
anestezi ile uygulanabilmesi
sayesinde şikayetlerinden kurtulma
imkanı sağlayabilmektedir. Bu
yöntemin öne çıkmasına neden olan
özelliklerinden birisi de cinsel
işlevler üzerine olan minimal
etkisidir. Normal olarak prostat
ameliyatlarından sonra görülen ve
uygulanan yönteme ve hastaların
yaşlarına göre % 25-50 arasındaki
cinsel işlev bozukluğu yüzdesi bu
yöntemde en aza indirilebilmektedir.
Yine erkeklerde boşalma ile ilgili
olarak prostat ameliyatlarından
sonra olan sorunlar bu yöntemle
büyük ölçüde önleneyebilmekteyiz.
|
|
Peki bu kadar
iyi özellikleri olan bir yöntem neden daha
yaygın olarak kullanılmıyor?
Burada en
önemli faktör sanırım tekniğin son derece yeni
olmasından kaynaklanmaktadır. Ancak özellikle
Istanbul'da görüldüğü gibi bu tekniğin
uygulanabildiği merkezler hızla artmaktadır.
Bunun yanı sıra iki önemli sorun daha vardır.
Bunlardan birincisi maliyettir. Ne yazık ki bu
yöntemde her hastaya bir prob (buharlaştırma
ucu) kullanılmakta ve bu da maliyeti
arttırmaktadır. Ancak, hastanede kalış süresinin
azalması ve yan etkilerin azlığı bence bunu
dengelemektedir. Tıbbi olarak ise ürologlar için
en önemli sorun, ameliyat sonrasında dokular
buharlaştığından doku incelenmesi ( burada bir
kanser hücresi var mı sorusunun cevabının
alınmasında önemlidir) için herhangi bir örneğin
alınamamasıdır. Özellikle genç hastalarda eğer
herhangi bir şekilde prostat kanseri şüphesi,
ihtimali varsa ameliyat sonrası doku
örneklerinin incelenmesi ve buna yönelik
tedavinin yapılabilmesi gerekmektedir. Green
light uygulaması öncesi hasta seçimi son derece
bu nedenle önem taşımaktadır.
BPH ve BPH ameliyatları ile cinselliğin
ilişkisi?
BPH
şikayetlerinin cinsel hayatı genel olarak
kötüleştirdiği birçok çalışma ile
kanıtlanmıştır. BPH nedeni ile ilaç tedavisi
alan ve şikayetleri azalan hastaların cinsel
yaşamlarında da iyileşme olduğu
görülmektedir.Cinsel hayatı aktif olarak devam
eden erkeklerde ilaç tedavisi öncelikli
olmalıdır. Ancak ürolojik takiplerinin düzenli
bi rşekilde de yapılması önemlidir. Ancak, bu
sadece bir neden sonuç ilişkisi olarak ele
alınmamalıdır. Çünkü birbirlerinden bağımsız
olarak da ortaya çıkabilen durumlardır.
Ameliyatlar
sonrasında ise, mutlaka tüm hastalara cinsellik
ile ilgili bilgi verilmelidir. Sonuç olarak
prostat erkeklerdeki seks bezlerinden birisidir.
Bu nedenle buna yapılan her türlü müdahalenin
cinsel işlevler ile ilgili bir sorun çıkartma
ihtimali vardır. Bu sadece erkeklerde ereksiyon
kaybı olarak değil boşalma bozuklukları olarak
da ortaya çıkabilir. Boşalma hissi olmasına
karşın meninin gelmemesi, kanlı meni gelmesi
gibi sorunlarla karşılaşılabilir. Bunların
hastalara detaylı olarak anlatılması ve
nedenlerinin söylenmesi hasta beklentilerini ve
yaşam kalitesini arttıracaktır. |
|
|